HAYAT HİKAYEM

1947 doğumlu Sakine Özkan İstanbul Üniversitesi Jeomorfoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra Deniz Bilimleri Bölümü’nde mastırını yaptı. İçinde hep bir sanat yapma heyecanı duyan Sakine Özkan bu eğilimini ve yeteneğini geliştirmek için Paris’e gitti burada sanatsal ortamı takip ederek resim dersleri aldı. Sonrasında gerçek eğiliminin heykel olduğuna karar veren sanatçı bu eğilimi Boğaziçi Üniversitesi’nde Nilgün Bilge’yle çalışmalar yaparak geliştirdi.

Kökü Afrika kültürüne dayanan Afrika heykel sanatı ile çağdaş sanatın alaşımını yakalamayı düşünen, ağaçtan yontma heykelciliğine dayanan yontu sanatını en iyi Afrika’da yerinde inceleyebileceğini düşünen sanatçı çalışmaları için 1999’da Senegal’e gitti. Afrikalı heykel ustalarının çalıştığı bir atölye de onlarla birlikte ağaç yonttu. Buradan dönüşte sanatçının Türkiye’de yontma işinin inceliklerini öğrenerek yaptığı heykeller Afrika insanının hislerini çağdaş bir platformda yorumlayan son derece başarılı heykellerdir. Sanatçının Ayvalık’ta sarımsak taşıyla tanışmasıyla ise yeni bir serüven başlamış oldu. Özkan Rum evlerinin rölyeflerinin de yapıldığı ve sadece bu yörede çıkan beyaz gaz dumanı görünümlü bu sıcak taştan çok etkilendi. Böylelikle yerel tatlarla yoğrulan Sakine Özkan’ın zaman içinde büyüyen estetik birikimi Ayvalık’ın sarımsak taşında kendini buldu. Yazlarını Ayvalık’ta atölyesinin tozlu ortamında geçirdi. Sakine denizkızlarının görüntüsü, balık ve yosun kokuları içinde büyük bir aşk ve tutkuyla bu heykelleri yaptı. Onların görüntüsü mor kıyılardan Cunda’nın ufuklarına uzandı.Ünlü şair Arif Damar’ın da dediği gibi sanatçı denizi, güneşi, toprağı sıkmadan incitmeden kardeşlik içinde yan yana getiriyor. Özkan’ın heykellerinde yalınlığı, dinginliği, duygusallığı çağdaş bir yorumla izleme fırsatına sahipsiniz.

ONLİNE SERGİLER

 

 

KİŞİSEL SERGİLER

2011 Karaköz Sanat Evi, Ayvalık Zeytin Hasat Şenligi, Ayvalık
2009 19. İstanbul Sanat Fuarı. Tüyap. İstanbul
2006 16. İstanbul Sanat Fuarı, Tüyap, İstanbul
2006 Galeri Artist, Çukurcuma
2004 İstanbul Sanat Fuarı, TÜYAP
2003 İstanbul Sanat Fuarı, TÜYAP
2002 Cumalı Sanat Galerisi, İstanbul
1999 Cumalı Sanat Galerisi, İstanbul
1995 `Afrika Maske & Heykelleri `Yunus Emre Kültür Merkezi

 

 

KARMA SERGİLER

2013 Taksiyaris Anıt Müze Kilisesi Zeytin Hasat Festivali, 1-10 Kasım, Ayvalık
2012 9.Ayvalık Kültür Sanat Günleri,Balıkesir
2011 Pera Güzel Sanatlar Galerisi – Kadıköy
2011 Pera Sanat Galerisi – Taksim
2009 Pera Sanat Galerisi
2008 Pera Sanat Galerisi
2007 Artistanbul 2007, Pera Sanat Galerisi İstanbul
2007 Pera Sanat Galerisi
2006 Pera Sanat Galerisi, İstanbul
2006 Contemporary Istanbul, Cagdas Sanat Fuarı
2006 Pera Sanat Galerisi, İstanbul
2005 15. İstanbul Sanat Fuarı, Tüyap, İstanbul
2005 Pera Sanat Galerisi, İstanbul
1999 Galetea Sanat Galerisi

Afrika’dan Başlayan Keşif

Saflığı ve yalınlığı Afrika sanatında keşfettim. Ardından Afrika sanatını modern sanat anlayışıyla sentezlemek için yola çıktım. Ayvalık’taki atölyemde “Sarımsak Taşını” elmas uç ve çekiçle kadın formlarına büründürdüm. Malzemeye saygı duyarak , onunla bütünleşerek , mekan-kütle ilişkisine duygularımı yedirdim. 

2012 Yılında Çıkan

Sergi Katalogu

3 Eylül 2012 tarihinde Ayvalık Belediyesi tarafından baskısı yapılan Katolog kitap içerisinde Sergilerimde yer verdiğim eserler mevcuttur. 

Dokunulası Sıcak Heykellerin Heykeltraşı; Sakine Özkan

 

Onu, o gün ilk gördüğümde, elinin altında beyaz gaz dumanı renkli pürtüklü bir taş duruyordu. Havanın esiminden, yerin yeşilinden, ekinin veriminden, suyun kükremesinden, denizin şahlanmasndan, gökyüzünün pırıltısından, yıldızların ışıltısından anlamadığım, zevk almadığım günler geçiriyordum. Aylardan ağustostu ve Ayvalık`taydm. O gün öğrendim ki, O, hiç durup dinlenmeksizin, günlerdir beyaz HEYKEL gaz dumanı renkli pürtüklü taşlar oymaktaymış. Alnında ter taneleri birikmişti. İçini uyumlu baş dönmeleri ve ruh değiştokuşlarıyla doldurduğu uzun aralıklarla göz göze geldiğimizde gözlerinden belli oluyordu. Beyaz gaz dumanı renkli pürtüklü taşa iki tık tık daha yaptı. Yeni bir uzun aradan sonra gözlerini taştan kaldırdığında: “Evet kökenimi biliyorum!/Alev gibi bastırılmaz/Kendimi tüketir, parıldarım,/Neye dokunsam a söner, Neyi bıraksam kömüre:/Hiç kuşku yok, alevim ben! (Taşlara içindeki sıcaklığı katan)”, der gibi geldi bana. Dedi mi yoksa!

Sarımsak ta deniliyormuş bu beyaz gaz dumanı renkli pürtüklü taşa ve de sadece bu yörede bulunurmuş. Ayvalk genellikle alçak tepelerden oluşur ya, Madra Dağı`nın uzantıları ilçenin güneydoğusunu engebelendirir ve de kıyıya doğru alçalır, hem de bu alçak kesimler, zamanla aşıntıya uğramış, düz ya da aşıntı tepelik alanlardır ya… İşte bu beyaz gaz dumanı renkli pürtüklü taş, o rengini bence bu aşınmalar yoluyla kazandığı maden tuzlarından ve oksitlerinden almıştır diye düşündüm, söyledim de…”Bilmem”, dedi. Ama sergi açarsa başlığını “Yosun Kokan Taşlar” koymakta kararlı gibiydi. Aşıntıya uğramış tepelerin zamanın elinde fırtınalar, rüzgarlarla aşınmış yuvarlaklaşmış köşelerinin, akşam güneşi altında nasıl parıldadığını anlattım. Sabah sahilde minik dalgalarla oynaşan taşları izlerken kaba taşların ayrıştırıldıklarında ufak midye, istiridye gibi hayvanların kabuklarından, parçacıklarından oluştuklarının gözlemlendiği biliniyordu. Eee… O halde? Yuvarlak, katı, sert, beyaz gaz dumanı renkli pürtüklü taşa, keskisinin ucunu dokundurdu, sonra çekiciyle can alıcı bir vuruş daha gerçekleştirdi. Taşın üstünde bir kadın memesi biçimleniyordu.

Çok ilgimi çekmişti. Heykeltraş Sakine Özkan`ı çalışırken izlemek için, devrisi gün erkenden uyandım. Ne tuhaf! Çalıştığı Atatürk Caddesi`nde deniz kenarında bulunan atölyeye girerken, tam da demir kapının hemen yanında bitivermiş, bir sapın ucunda kenarları keskin dişli üç yaprakçıktan oluşan taş yoncasını da ilk kez o gün tanıdım.Sarımsak taşını da ilk kez bu atölyede görmüş olmam, sabah sabah içimi gıcırdattı. Gene, beyaz gaz dumanı renkli pürtüklü bir taşın başındaydı.Vücudunu sağa eğmiş tıktıklıyordu.Az önce kapıdan girerken gördüğüm taş yoncasını anımsadım. Birden Sakine Özkan`ın taşa yansıttığı tutkunun, tıpkı taşyoncası gibi içinden çıktığı  bir tohumu olduğuna, sapının üstünde yükselen kökleri bulunduğuna, sapı, yaprakları, gelişimini taçlandıran çiçeklerini koruduğuna tanık oldum. Anlayabildiğim kadarıyla, avcunun arasındaki keskinin kıçına çekiçle vurmasıyla taşa yansıyan aşk değildi. Ondaki aşk tutkuyla gelişiyordu. Onun aşkı da, tıpkı tutkuları gibi ilk tohum, oluşum, büyüme, gelişme, çiçeklenme gibi bir dizi süreç gereksinmekteydi. Derken, nereden nereye,gözüm birden kenarda duran tamamlanmış `Balerin` heykeline ilişti.Bir tutku gegelişiminin, onda doğanın kendisi tarafından çizilen bir çizgi boyunca ilerlediğini ve fiziksel evrende olduğu gibi burada da, belirli bir sıralama, mantık, dokunulmazlık  sayesinde bozulmayacak bir yasa niteliğini taşıdığını, sonra da aşka dönüştüğünü gözlemledim. Aşk, tutkuyu besliyor, tutku aşka en canlı ve en heyecanlı müziğiyle eşlik ediyordu.Tanık olduklarıma şaştım da kaldım.

HAYAL BAHÇESİ  DERGİSİ

 “Afrika Maskları ve Heykelleri ” adlı yazım. (1995 Yılı 15 Temmuz-1 Ağustos)